Don't have an account yet? You can create one. As a registered user you have some advantages like theme manager, comments configuration and post comments with your name.
Ezilen ulus üyesi olan Kürt kadınının sorunu Türkiye ile ilgili kadın haklarını tartışırken ince noktalar vardır. Bunlardan önemlisi Türkiye’de kadın hakları kapsamı içine Kürt kadını giriyormu? Feminist örgütlerden çoğu Kürt kadını terimini kullanmaktan çok ’’Doğudaki kadın’’ isimlendirerek bu kadınların haklarını tartışmaktadır. Bir sorunu isimlendirmeden onunla ilgili hak arayışları lokal bazı çözümler getirse bile onun muhtevasındaki ihtiyaç duyduğu sorunu çözmüyor. Aksine gizliyor.
Kürt kadının gerçek sorununu adlandırmadığımız zaman ona verilecek bir hakta yoktur. Örneğin Kadın örgütleri , ’Doğuda okuma yazma oranındaki kadınların düşüklüğünden’ bahsetmekte ve kızların okula gönderilmediğinden dolayı mücadele vermekteler.Doğu ve Güneydoğu dedikleri bölgeler Kürtlerin yaşadıkları bölgelerdir. ’Töre ve namus cinayetleri’ konusunda tekrar ad verilmeden Kürt kadınının mağduriyetinden ve mücadele edilmesi gerektiğinden bahsedilmektedir. Bu bir çelişkidir. Bu sorunlar lokal düzeylerde kadın örgütlerinin çabalarıyla tartışılmışsada sonuç vermemiştir. Türk kadınının sorunu ile Kürt kadınının sorunu birbirinden farklı değerlendirmek gerektirmektedir. Biri kendi ulus kimliğini bilmekte ve daha ötesi için yani kadın için mücadele etmekte diğeri ise hem ezilen bir ulustan olmanın getirdiği baskıyı yaşamakta, Türk devletinin ordusu ve polisinin baskısı altında yaşamakta hem de kadın olarak aile ve toplumdaki baskılar içinde yaşamaktadır. Kürt kadını ile ilgili hem devletin asimilasyon amaçlı hemde kadın kuruluşlarının işlediği eğitim sorunu ’Doğu ve Güneydoğuda kızların okula gönderilmesi’ adı altında çalışmalar , kampanyalar yapılmaktadır. Devletin kurmuş olduğu GAP Projesi çerçevesinde ÇATOM’ların, Unesco desteklediği ’Haydi Kızlar Okula’ kampanyaları ile Feminist kuruluşlarda dilini bilmeyen henüz ulus sorununu çözmemiş olan Kürt kadınının asimilasyonu için çalışmaktadırlar. Çatomlar’ın amacını kısaca özetlersek: ’Entegrasyon diye Kürt kadinlarina asimilasyon Kuzey Kürdistanda yaşayan,yani dünyanın tanımladığı üzere Türkiye’de yaşayan Kürtlerin sayısı 30 milyonu bulurken Kürtler üzerine asimilasyon programları Türk devleti tarafından usulce uygulanmaktadır.Kürtler,ulus olarak kendisini temsil edecek siyasi bir otoriteden yoksun herşeye boyun eğmektedir. Kuzey Kürdistan’da bir çok entegrasyon veya açık anlamıyla asimile programları hayat bulmaktadır. Bunlardan biride Güney Doğu Anadolu projesidir.Bu projenin ekonomik kalkınma düzeyinde yaptığı barajlar ve fabrika vb 1970 lerden beri bilinmektedir. Ancak Türk devletininde ifade ettiği gibi her ekonomik proje ,sosyal kalkınma projelerinide birlikte getirir.Sosyal eylem planı adı altında devletin resmi GAP internet sayfalarındaki informasyonda bakın ne diyorlar.
’’ GAP İdaresi tarafından, uygulamalarda yön göstermek, temel ilkeleri belirlemek, toplum katılımını harekete geçirmek ve farklı toplumsal grupları (kadınlar, göçerler, kent yoksulları, gençler, sokakta çalışan çocuklar, küçük çiftçiler ve topraksızlar vb.) kalkınma sürecine entegre ederek sosyo-ekonomik düzey farklılıklarının azaltmanın yollarının belirlemeye yönelik 1992-1994 yılları arasında bir dizi sosyal araştırmalar yaptırılmıştır.* Bu araştırmalar bilimsel objektivite ilkesiyle ele alınmış olup, hükümet dışı kuruluşlar ve akademisyenler tarafından yürütülmüştür. Bu çalışmalar çerçevesinde toplumun farklı kesimlerinden (kadın, erkek, genç, kır, gecekondu ve kent vb.)yaklaşık 10.000 kişi ile yüz yüze ve odak grup görüşmeleri yapılmış ve soru kağıtları uygulanmıştır’’
Büyük bir araştırma. Ve 10 bin Kürtle yüzyüze görüşerek programları oluşturmuşlardır.Hiç kimse Türk Devletinin gerçekten yakıp yıktığı Kürdistana ve öldürdüğü Kürtlere ekonomik ve sosyal kalkınma amacıyla bu araştırmaları yapmamıştır .Bu araştırmalar sonucu ’Çok Amaçlı Toplumsal Merkezler’ olan ve Kürt kadınının asimilesini hedef alan ÇATOM lar oluşmuştur.Gerçekten Türk Devleti bu araştırmalarda büyük çaba sarfetmiştir. Gap’ın Kadın Araştırma sonuçlarında Köylerde kadınların evlilik yaşı 17 ve kadınların %37’si dahada küçük yaşlarda evlenmektedirler.Kendi isteği ile evlenmiş olanlar %12.4 düzeyindedir.Çocuk doğurma oranı yüksektir.
Şehirlerde ise kadınların yarısından fazlasının evlilik yaşı 15-19 arasıdır.Daha fazla karar almaya aile içinde katılmaktadırlar.Şehirlerde de çocuk yapma oranı yüksektir.Köylerde 5.1 iken Şehirlerde 3.5 tir. Şehirlerde kadının ev içindeki rolü daha büyüktür. Bu veriler Kürt kadınını durumunu ortaya koymaktadır.Bu araştırmaların yayınlanmayan yanlarıda tabiiki vardır.Araştırma yapanlar Kürt kadınlarının,özellikle köylerde Türkçeyi bilmediklerini saptamışlardır.ÇATOM ların programına bakıldığı zaman asıl amacın okuma yazma adı altında Türkçeyi kadınlara öğretmektir. Türk devletinin belirttiği gibi ’’Kadın odaklı Çok Amaçlı Toplum Merkezleri (ÇATOM), "GAP Bölgesi’nde Kadının Statüsünün Yükseltilmesi ve Kalkınma Sürecine Entegrasyonu Araştırması" sonucunda ortaya çıkan cinsiyet dengeli kalkınma ve toplumsal-kültürel değişme yönünde tasarlanmış alternatif arayışlardan, katılımcı ve entegre uygulamalardan biridir.’’
Entegrasyon denilirken daha çok yabancı bir toplumsal yapıya uyum sağlamanın adıdır. Kürt kadınlarının kendi içinden geldikleri topluma yabancı olmadıklarına göre entegrasyon diye bir sorunu yoktur.Buradaki amaç bellidir.Türkleştirerek kadınlarımızın kendi ulusal kimliklerinden uzaklaşıp ,çocuklarınıda o doğrultuda yetiştirmelerini sağlamaktır. ÇATOM ların kadınları entegre etmede hangi maddeleri sıraladığına bakalım.
’ Okuma-yazma oranını yükseltmek Kürtçe dilini kullanan ve büyük çoğunluğun Türkçeyi bilmediği kadınlarımızın hangi dilde eğitim alacakları bellidir.Türkiye burada Avrupa Birliğinede Kürtçe dilini serbest bıraktım diyerek yalan atmaktadır.Eğer okuma yazma oranı yükseltilmek isteniyorsa anadilimizi koruyan kadınlarımız Kürtçe dilinde eğitim yapabilmelidirler.Kürtlerin bu taleplerini Türkiyedeki legal Kürt kökenli partilerin ifade etmesi gerek. ’ Sağlık alanında temel bilgi ve bilinç kazandırmak ’ Üretim becerisi paralelinde gelir elde etme olanakları yaratmak ’ Ev ekonomisi ve sağlıklı beslenmenin yol ve yöntemlerini göstermek ’ Çocuk bakımı ve eğitiminde pratik bilgiler sunmak ’ Gelir getirici alanlarda becerilerini geliştirmek ’ Toplumun ve bizzat kendilerinin ortak sorunlarının farkına varmalarını sağlamak Kürt toplumunun sorunlarının ve Kürt kadınlarının yıllarca Türk ordusu tarafından tecavüze uğrayan sorunlarının mı farkına varmalarını sağlayacaklardır.Bu kadınlarımızla dalga geçmektir.Köylü kadınlarımızın çoğu Türk askerinin yıllarca tecavüzüne maruz kaldı.Bundan daha büyük toplumsal bir sorun olabilirmi. ’ Kendini ifade etme güçlerini artırmak ’ Örgütlenme ve ortak davranışları teşvik suretiyle kadın ve genç kızlarda kendine güven duygusunu güçlendirmek ’ Kamu hizmetlerine ulaşabilirliklerini artırmaktır. (GAP web sayfasından alınmıştır.) Diğer maddelerin yorumu bile gereksizdir. Kürdistanın bir çok bölgesi doktor ve hastahanenin olmadığı yerlerdir.Bu nedenle sağlık konusu,çocuk eğitimi garnitür programlar olarak Avrupalıları inandırmak içindir.En iyi eğitim kendi dilinde olanıdır. Asimilasyon programları neden bu kadar çok kadını hedef almıştır.Belkide Kürt Partilerinin zamanında göremediği olguyu Türk devleti daha çabuk farkına varmıştır. Toplumun yarısını kadınlar oluşturmakta ve Kürt kültürü ve dili daha çok kadınlar tarafından korunmaktadır. Kadın çocuğu yetiştiren ve ona dil,kültürü öğreten ilk unsurdur.Bu kesimin asimilesi bir müddet sonra toplumuda asimile edecektir. Eğitim bombardmanı başka kuruluş ve eylemliliklerle Kürdistanda devam etmektedir. ÇATOM lar 65 bin üzerinde kadının eğitimini sağlamış.Ayrıca UNICEF in desteğiyle de bunu uygulamiş. Aşırı talep ve başarılı bulunduğu için 27 ÇATOM kuruluşunun sayısını 63 e çıkarmayı Türk devleti planlamaktadır. Haydi Kızlar Okula Kampanyası nın ikinci uygulama planını TC Başbakanının eşi Emine Erdoğan Urfadan başlatmıştır.Bu törenlere ise UNICEF Türkiye temsilcisi Edmond Mc Loughney de katılmıştır.’ (Gürsel Çapanoğlu www.lekolin.com 2004)
Bu konuda Radikal gazetesinde ki (2003) bir haber konunun daha önce kadınlar tarafından asimilasyonmu veya gerçekten değişim mi tartışmalarına neden olmuş. Filiz Koçalin’in haber.Yorumu bunun bir asimilasyon olduğunu vurguluyor.
’’Asimilasyon mu, değişim mi?
Duyulmayan Ses, duyulmayan sesleri bize iletirken bir yandan da yıllar önce kadınların/feministlerin ÇATOM’lar üzerine yaptığı bir tartışmayı yeniden hatırlatıyor.
Kabaca özetlemek gerekirse ÇATOM’larla ilgili iki ayrı tez vardı, birincisi bölgede sürdürülmekte olan asimilasyon politikasının ÇATOM’lar aracılığıyla kadınlar üzerinden gerçekleştirilmek istendiğini ileri sürüyordu. Ayrıca kurslarla çeşitli beceriler kazanan kadınların, ucuz iş gücü olarak piyasaya sürüleceği söyleniyordu. Diğeri ise, kadınların yaşamlarının ÇATOM’lar aracılığıyla kısmen de olsa değişeceğini söylüyordu.
Asimilasyona dair ipuçları
Aslında kitabı okuyunca iki tezin de doğru olduğu görülüyor. ÇATOM’a gidip gelen kadınların yaşamlarında az da olsa bir şeylerin değiştiği yazdıklarından belli oluyor. Çok köklü değişiklik olmasa da, evde kapalı kalmak zorunda kalan pek çok kadın için ÇATOM’lar en azından nefes alabilecek bir yer. Kurslarla kuaförlükten, dikiş nakışa yeni beceriler ediniyorlar. Daha da önemlisi kendileri ve kadınlar üzerine düşünüyorlar, kadın haklarından söz ediyorlar.
Ama öte yandan, yine yazılanlarda asimilasyona dair çok sıkı ip uçları var. Bölgeye epeyce gitmiş, orada pek çok kadınla tanışmış biri olarak söyleyebilirim ki, kitabı okuduğunuzda Şırnak’ta, Batman’da başka bir hayat olduğunu sanabilirsiniz. Kitaptaki yazılarda ne orada yaşanan ağır çatışmanın izleri var, ne de aslında başka bir alanda, toplumsal mücadelede yaşamını kökten denebilecek şekilde değiştirmiş kadınlara dair izler var.
Türk var, Kürt yok
Ve kitabı okuyunca sanırsınız ki, Bölge’deki kadınlar Atatürk’ün kadınlara verdiği seçme ve seçilme hakkı için onu şükran borçlu. Hatta bazıları 8 Mart’ı bize hediye ettiği için de Atatürk’e teşekkür ediyor.
Kitaba yazan pek çok kadın, Türklerde kadınların ne kadar kıymetli olduğu konusunda hem fikirler. Hatta kitaptaki yazılarda geçen yüzlerce Türk, Türk kadını sözcüğüne karşın, bir tek Kürt sözü geçmiyor. Peki ama bu ÇATOM’lar nasıl eğitim veriyor?
ÇATOM’lar ne işe yarıyor?
Dolayısıyla Duyulmayan Ses’i kadınlar yazdığı için, kendisini ifade ettiği için bu kitabı okumak gerek. Elbette ÇATOM’lar ne işe yarıyor, onu anlamak için de okumak gerek.’’
Kürt kadını anlamadığı bir dilde eğitime zorlanarak kadın hakları konusunda çözüm yapıldığı düşünülmektedir.Kürt kadınının işsiz, eğitimsiz ve haklarından yoksun oluşunun nedenlerini Feminist kuruluşlar araştırmak istememişlerdir. Kürt erkeğinin aynı sorunları mevcuttur.
Feminist kuruluşlar kadına tecavüzün sosyo-psikolojik sonuçlarını tartışırken ve bu konuda yasal düzenlemeler talep ederken savaş dönemi boyunca Türk ordusu ve polisi tarafından binlerce Kürt kadınının tecavüze uğraması ve bununla ilgili sonuçları ile ilgili hiç bir talepte bulunmamıştır. Lokal düzeylerde belli karşı çıkışlar olmuş ancak toplu bir mücadele kadın örgütleri tarafından verilmemiştir. Bir toplumda kadın haklarının ilerlemesi o toplumun demokratik niteliğinin gelişmesini sağlıyorsa Türkiye’de bunu görmek mümkün olmayacaktır. Yeni çıkan TCK’ nunda kadına karş yapılan tecavüzde ağır cezaların verilmesi karara bağlandığı halde binlerce Kürt kadını şiddet yoluyla tecavüze uğramış ve bununla ilgili polis ve ordudan kimsenin yargılandığı görülmemiştir. (lokal olaylar olabilir) Kadın örgütleri hiç bir zaman bunun sonuçlarını tartışmamıştır. Türkiye’de kadın sorununda devletin planlı bir şekilde kadının doğurganlığını durdurmak için değişik projeler uygulamaktadır. Çatomlar başka amaca hizmet ederken Willows vakfıda kadın sağlığı adı altında demografik korkular nedeni ile başka bir amaç taşımaktadır. Kürt kadınlarının çoğunluğu doğumda doktor bulamadığı için ölürken bunu çözecek öneriler ve çözümler Türkiye’de önerilmiyor.
Ağırlıklı olarak Kürdistan’daki şehirlerde ve Kürt çoğunluğun bulunduğu Türkiye’deki metropol şehirlerindeki mahallelerde ’üreme sağlığı’ adı altında, kadınların üremesini durdurmak için bu vakıf projeler oluşturmuş ve uyguluyor.
Willows Foundation: 1997 yılında Amerika Birleşik Devletlerinde, Dr.Türkiz Gökgöl tarafından kurulmuştur.Bu kuruluşun amaçları arasında ’üreme hakkı, sağlığı,bilgilendirme’ vb.. konular yer almaktadır. Her ne kadar bu amaçlar programlaştırılmışsa da, uygulama alanları ve yan projelerinden Kürt kadınlarının hedef kitle olarak seçildikleri anlaşılmaktadır.
Willows Vakfı’nın birinci bölge çalışma alanı olarak seçilen Urfa’da 144.295 kadına ulaşıldığı ve 144.961 ev ziyareti gerçekleştirilmiş, ayrıca kadınların aile planlaması konusunda bilgilendirilmeleri sağlanmış.Yine, bu kuruluşun verdiği bilgiye göre, 6753 kadın sağlık bi-rimlerine yönlendirilmiştir. Açıkçası, kadınlar çocuk aldırtma yönünde eğitilmişlerdir.
Vakfın kendi yöneticilerinin verdiği istatistiki bilgilerde, kendilerine rahatsızlık veren konunun ’doğudaki’ üreme oranının yüksek olmasıdır.
’Neden bu proje ve neden Türkiye’ başlığı ile Willows Vakfı’nın değerlendirmesi şöyle;
’Birleşmiş Milletler Kalkınma Programının 2003 yılı verilerine göre ,ülkeler arası milli gelir sıralamasında Türkiye 80. sırada yer almaktadır.
Buna karşılık, aynı yıl içinde eğitim ve sağlık göstergelerinide dikkate alarak hesaplanan İnsani Gelişim Endeksi sıralamasında Türkiye 96. sırada yer almaktadır.Bu istatistiklerin ortaya koyduğu durum ekonomik gelişmişlik düzeyimiz ile sosyal gelişmişlik düzeylerimiz arasında büyük bir dengesizliğin göstergesidir.
İnsani Gelişmişlik düzeyimizin giderek düşmesinde en belirleyici etken kadınlarımızın durumudur.......
21.yüzyılda ülkemizin bazı bölgelerinde okuma yazma bilmeyenlerin oranları hala yüzde 60 ları aşmaktadır...’
Willows vakfı yöneticileri bu gerçekleri vurgularken, Kürdistan gibi bir bölgede Türkçe ve kendi dillerinde okul olanağı olmadığı için okuma yazma da bilmeyen kadınların durumunu belirtmiyorlar. Ayrıca, toplumun sosyal yaşamındaki sorunları da görmezlikten gelmektedirler.
Bu vakfın amacının sadece kadınların sağlık eğitimi olmadığı ve asıl meşgul olduğu sorunun ne olduğunu ise şu açıklamalardan anlaşılıyor:
’Türkiye Nüfus ve Sağlık Araştırması sonuçlarına göre istenilen ve sahip olunan çocuk sayısına ilişkin rakamlar oldukça çarpıcıdır. İstenilen çocuk sayısı Türkiye genelinde 2,4 sahip olunan ise 4,2 iken, bu oran doğuda sırası ile 3,1 e karşılık 7,0 dır.’
Willows Vakfı başka endişelerle Kürt kadınlarının doğurganlığı ile ilgilenmektedir. Vakıf birinci bölge çalışması Maraş’ta 18 ayda tamamlanmış ve Kasım 2003 itibariyle 24.900 kadın bu proje hizmetlerinden yararlanmıştır.Verilen bilgilere göre doğum kontro-lünde modern yöntemi kullananların oranı % 37.2 den % 66.1 e yükselmiş.Yeni evli çiftlerde ise bu oran, % 5.2 iken % 51.3 olarak gerçekleşmiştir.
Urfa’da ise modern yöntemle doğum kontrolü %18.7 den % 51.8 e yükselmiş.
Geçen günlerde vakfın Urfa’da yaptığı toplantıda Urfa Valiliği,Emniyet Müdürlüğü ve Sağlık Müdürlüğü bulunmuş.Valinin yaptığı konuşmada,valilik olarak vakfın bu çalışmasının desteklendiği ve kendilerinin de böyle bir programları olduğu vurgulanmıştır.
Sivil toplum kuruluşu olarak bu vakfın ve Türkiye’de birlikte çalıştığı kuruluşların, Kürdistan’daki kadınlara yönelik işkence ve tecavüz uygulamaları bilinen bir olguyken, gerçek anlamda kadınlara doğum kontrol yöntemlerini öğretmeyecekleri görüşü ortaya çıkıyor.
Konunun can alıcı noktası bu projenin Avrupa Birliği tarafından ekonomik olarak desteklenmesidir.Avrupa Birliği’nin kadınlara yönelik sağlık programları yada ekonomik destekleri Türkiye tarafından kötü kullanılmakta ve kendi politik amaçlarına alet edilmektedir.
Türkiye’nin, Kürtlerin hızlı nüfus artışından rahatsızlığı ve bu nedenle Kürt kadınlarını kısırlaştırma uygulamaları bilinmektedir.
Bir İngiliz dergisinin yaptığı araştırmaya göre, 2050 yıllarında Kürtlerin nüfusu 90 milyon olacak. Böyle bir artışın Türkiye’yi rahatsız edeceği ve yukarıda adını ettiğimiz vakıflar aracılığıyla üremeyi engellemeye çalışması gayet açıktır. Projenin uygulama illerinden bazıları şunlar:
Diyarbakır,Antep,Maraş,Mardin,Siirt,Urfa,Van. Mayıs 2004-05-08 (www.lekolin.com)