Lekolin Menu

     Login
Nickname

Password

Don't have an account yet? You can create one. As a registered user you have some advantages like theme manager, comments configuration and post comments with your name.

     Search



     Languages
Select Interface Language:


 Derin Devlet

GüncelGursel writes "
Kürtler için derin devlet = devlet
Hrant Drink'in, Ogün Samast tarafından öldürülmesinin ardından, Türkiye'nin gündemine derin devlet tartışmaları tekrar girdi. Tartışmaları bizzat TC Başbakanı Erdoğan gündeme getirdi. Başbakanın amacının bu konuyla siyasi çıkar elde etmek olduğu belirgin. Çünkü Kürtler'le ilgili o­nlarca olay derin devletin varlığını göstermişti. Susurluk, Şemdinli en belirgin olanları.
Devlet kendi derin ilişkilerini askeri ,polisi ve yedek gücü MHP ile organize etmektedir.


Bütün bu tür cinayetlerin arkasında MHP kökenli guruplar ve kişiler saptanmıştır.
Derin devlet, Türkiye'de devletin kendisidir. Özellikle asker, emniyet ve bazı politik guruplar üçgeni içinde oluşan bir yapıdır. TC'nin son dönemde bu guruplardan bazılarına müdahale nedeni ise gurup ve kişi çıkarlarının öne geçerek amacı karartmasından kaynaklanmaktadır.

Derin devletin varolduğunu ve bunun yasal düzenlemeyle 1964 yılında Özel Harp Dairesi olarak oluşturulduğu biliniyor. Türkiye'nin Dokuzuncu Cumhurbaşkanı Demirel de Nisan 2005’de yaptığı bir konuşmada açık konuşmuş ’Derin devlet askerdir’ demişti.
Son yirmi dört yıldır Kürdistan'da yaşanan faili meçhul cinayetlerin sorumlusu illegalitede olan bu derin devlet oluşumudur.
Fatih Altaylı'nın tartışma programı ‚''TEKE TEK'' te derin devlet tartışmalarına bir mit eski başkanı, Özel harpçi eski bir paşa ve MHP eski milletvekili Mehmet Gül davetliydi. Gerçekten konuklar derin devletin sembolleri olarak iyi seçilmişlerdi. Tartışmalarda özellikle ÖHD komutanlarından ... milliyetçi bir anlayışla bölgede bu özell kuvvetlerin her tür eylem yapabileceğini belirtti. Zaten ÖHD uzun yıllardır Kürdistan'da görev yapıyor.
Peki bu Özel Harp Dairesi ne zaman kuruldu ve görevi nedir? Sorusuna, ‚'yüzlerce cinayet, 1Mayıs 1977, 6-7 Eylül olayları gibi bir sürü faili meçhul katliam ve cinayetlerin sorumlusu kurumdur'' diye cevap verilmesi yanlış olmaz.
ÖHD ve diğer adıyla Kontrgerilla temelini ST 31-15 Kara Kuvvetleri Sahra Talimatnamesi- Gayrı Nizami Kuvvetlere Karşı Harekat başlıklı talimnamae oluşturuyordu.
25 Mayıs 1964 günü Kara Kuvvetleri Komutanlığı’nın verdiği emirle ve orgeneral Ali Keskiner imzasıyla yürürlüğe sokulduğunu açıklıyor. Talimnamede ’Gayri Nizami Kuvvetlere Karşı Harekât bağlamında Özel Harpçilere "....adam öldürme, bombalama, silahlı soygunculuk, işkence, kötürüm hale getirme, adam kaçırmak suretiyle tedhiş ve olayları tahrik, misilleme ve rehinelerin alıkonulması, kundakçılık, sabotaj, propaganda ve yalan haber yayma, zorbalık, şantaj" ile ’iç düşman’ olarak tanımlanan yurttaşlara karşı savaş açılması görevi veriliyor.
Milliyet Gazetesi 16 Kasım 1990 Talat Turhan'la yapılan bir röportajda: Turhan: "Söz konusu ettiğim ST-31.15 nolu kontrgerilla talimnamesini Kara Kuvvetleri Komutanlığı yayınladı. Girişinde de, o zamanki komutan Ali Keskiner’in imzası var. Anayasal bir ülkede, resmi bir gizli örgüt cinayet işler diye yazarsanız, suçlusunuzdur. Adamı mezardan çıkarıp asarlar. Sadece Kara Kuvvetleri sorumlu olmaz. Devrin Genelkurmay Başkanı Cevdet Sunay da, devrin Başbakanı S. Demirel de bundan sorumludur. Bugün ’vardır-yoktur’ diye lafı gevelemekle olmaz bu iş. Olay bu boyutta... ST-31.15 talimnamesinde bir yeraltı örgütü var. O yeraltı örgütünün yapacağı işler arasında adam öldürme de var. Öldürülenin sağcı ya da solcu olması farketmez. Yeter ki cinayet bu örgütün amacına hizmet etsin. Şimdi, devlet içindeki bir örgütün kuramında adam öldürme varsa ve o ülkede faili meçhul siyasi cinayetler işleniyorsa, kuşkunun birinci odağı bu örgüt olur." Sözleriyle ÖHD varlığının nedenlerini irdeliyordu.
Bu sayılan faaliyetlerin devletin organlarından olan ordunun kararı ile yasallaştığı ve yeraltında çalışmak üzere kurulduğu ve devamınında yıllara göre değişik kurumlaşmalara gittiği gün gibi açık. Emniyet ve bir dönem sonra Ülkücülerin de katılımıyla çeteler oluşturulduğu artık bilinen gerçekler.
Bütün dünyada bugün devletlerin oluşumunda derin devlet vardır. Ancak Avrupa ülkelerinde kendi vatandaşlarını koruyan bir yapıdır. Cinayet ve komplolara karışmamışlardır.

Kürdistan ve derin devlet olayı
TC' nin Özel Harp Dairesi, Jitemi, Mit'i, Emniyet'i zaten bu alanda ve Kürtlere karşı her tür cinayet, bombalama ve her tür olayın bizzat failidir. Türkiye'de aydınların ‚'Derin Devlet'in var olup olmadığını tartışacaklarına Kürdistan'a bir göz atmaları yetecektir. Kürtler kendilerine karşı işlenen cinayet ve katliam, faili meçhullere kestirmesiz ''devlet yaptı'' diyor. Başka bir güç aramıyor. Bir Kürt için olay gayet nettir. Devlet beni takip ediyor, işkence yapıyor, katlediyor ve faili meçhule havale ediyor psikolojisi ve de gerçeği kendisine hakimdir.
Vedat Aydın, Musa Anter, Şemdinli ve bir çok bombalama olayları , Kürtlerin günlük hayatlarında olan ve TC Başbakanı Erdoğan'ın da bildiği gerçeklerdir.
Kontrgerilla adlı web sitesinde şu yorum ilginçtir: ' Devleti tehdit eden tehlikeler bitmiyor
Ermeni terörünün yerini yine bir başka tehlike almıştı, PKK terörü... 12 Eylül öncesi devletin bekası için kullanılan ülkücüler 12 Eylül’le kendilerini zindanlarda bulunca şok olmuşlar, sırtlarını dayadıkları, kurtarmaya çalıştıkları devlet o­nları arkalarından vurmuştu.. Hapislerden çıkınca aç-açık ortada kalan bu insanlar birileri tarafından ülkücü mafyayı kurmaya sevkedildiler. Zor durumdaki bu insanların bu işe girmeleri bu yüzden zor olmadı. Devlet bu kez o­nları başka işler için kullanmayı düşünüyordu. 12 Eylül öncesi sol hedefteydi, 12 Eylül sonrası ise PKK... PKK’yi finanse eden uyuşturucu kaçakçısı kürt mafyasına karşı ülkücü mafya oluşturuldu. Ve çok geçmeden PKK’yı finanse ettiği iddia edilen bu uyuşturucu kaçakçısı kürt mafyası liderleri birer birer ve benzer şekilde öldürüldü. Behçet Cantürk, Savaş Buldan ve diğer kürt babalar...
Diğer taraftan düzenli ordu ile yapılan mücadele fazla etkili olmayınca, devreye özel timler ve korucular da sokuldu. Koruculuk sistemi yapılandırıldı. Bucak aşireti 10.000 kişi kadarlık korucu gücüyle devlet saflarına katıldılar. Güneydoğu’da PKK’ya karşı mücadelede korucular ve Sedat Bucak aşireti, özel polis timleri ve kurucusu Hüseyin Kocadağ ile devlet adına bu birliktelikleri sağlayan organizatör Abdullah Çatlı... Susurluk olayındaki birlikteliğin anlamı bu olsa gerek. '
Eski Türkiye başbakanlarından Demirel Derin Devlet'in belli korkular nedeni ile kurulduğunu belirtirken ve de ÖHD'nin miili birliği koruma adı altında kurulmasından, bu korkunun en büyüklerinden birinin Kürtler olduğu anlaşılmaktadır.
2005 yılı sonlarına doğru Hakkari ve çevresindeki bombalama olaylarının failini bir çok Kürt örgütü TC devlet propagandası etkisi altına PKK yaptı diye belirtmişlerdir. Ancak Kasım 2005 te gerçekleşen Şemdinli olayı eylem alanı içinde derin dedikleri devletin subaylarını Kürtler yakalamışlardır. Sonuç ne oldu? Yargıtay olaya görevsizlik kararı vererek askeri yargıtaya devretti. Görünen derin devlete klavuz istemez artık!
Türk siyasi hayatında bu konuyla ilgili bu çalkantının nedeni ise her devlette olduğu gibi Türk devletinde de var olan siyasi gurupların çıkar çatışmasıdır.
Türk Mit'i veya istihbarat kurumları da bir çok siyasi renkler taşıyabilirler. Kimi leri kişisel çıkarlar için çeteleşmeye gidebilirler. Bunlar derin denilen olgunun devletin kendisi olduğu gerçeğini değiştirmez.
Bazen kendine engel gördüğü devletin adamalarını bile ortadan kaldırmada sakınca görmezler.
Derin devlet tarihinden kısa bir kesit
6/7 Eylül 1955: Selanik’te Atatürk’ün evinin bombalandığı iddiası ile başlayan olaylar azınlıklara yönelik bir yağma harekatı şekline dönüştü. Hükümet İstanbul, Ankara ve İzmir’de sıkıyönetim ilan etti ve olayları başlatanların komünistler olduğunu iddia etti.

14 Temmuz 1968: CKMP sözcüsü Rıfat Baykal, partili gençleri "her bakımdan dinamik ve etkili bir kadro haline getirmek için parti gençlik kamplarında komando dersleri verileceğini açıkladı.

22 Kasım 1970: İstanbul’da Kültür Sarayı kimliği belirsiz kişilerce yakıldı.

5 Mart 1972: Marmara Yolcu Gemisi kimliği bilinmeyen kişilerce batırıldı.

25 Aralık 1976: Silopi ilçesi Jandarma Komutanı Üstteğmen Ahmet Cem Ersever, halkın üzerine ateş açtırdı. Olayda 3 kişi yaralandı.

1 Mayıs 1977: İstanbul Taksim’de düzenlenen 1 Mayıs İşçi Bayramı Kutlamalarında göstericilerin üzerine çeşitli noktalardan açılan ateş sonucu 34 kişi öldü çok sayıda insan yaralandı. Polis 350 kişiyi gözaltına aldı.

29 Mayıs 1977: CHP Genel Başkanı Bülent Ecevit’in Çiğli’de yaptığı seçim gezisinde kimliği belirsiz kişilerce suikast girişiminde bulunuldu.

2 Haziran 1977: Kara Kuvvetleri Komutanı Orgeneral Namık Kemal Ersun ve 200 subay emekli edildi. 1 Mayıs 1977 olayları, Çiğli Suikasti gibi operasyonlar ordu içinden tasfiye edilen bu kanat ile ilişkilendirilmişdi.

24 Haziran 1975: MHP Genel Başkanı Alparslan Türkeş, ’Ülkücü Gençler Devletin Güvenlik Kuvvetlerine Yardımcı Oluyorlar’ dedi.

16 Mart 1978: İstanbul Üniversitesi Eczacılık Fakültesi önünde üzerlerine atılan bir bombanın patlaması ile 7 öğrenci öldü, 41 öğrenci yaralandı. İstanbul Emniyet müdürlüğü 7 Mart tarihinde kampus polisine sağ görüşlü öğrencilerin bombalı bir saldırı hazırlığında olduğunu bildirmişti.

24 Mart 1978: Ankara Cumhuriyet Savcı Yardımcısı Doğan Öz, ülkücü İbrahim Çiftçi ve arkadaşları tarafından öldürüldü.

7 Nisan 1978: İstanbul Hukuk Fakültesi Doçenti Server Tanilli evinin önünde açılan ateş sonucu ağır yaralandı.

17 Nisan 1978: Malatya Belediye Başkanı Hamido, eşi ve bir çocuğu, evine yollanan bir bomba sonucu yaşamını kaybetti. Malatya’da çıkan olaylarda solculara yönelik saldırılar yüzünden askeri birlikler müdahale etmek durumunda kaldı.

19 Mayıs 1978: Ankara Etlik Piyangotepe’de ülkücü bir grup, solculara ait bir kahvehaneyi bastı. 7 kişiyi öldürdü.

11 Temmuz 1978: Hacettepe Üniversitesi öğretim üyelerinden Doç. Dr. Bedrettin Cömert öldürüldü. Ankara 5. Sulh Ceza Mahkemesi Abdullah Çatlı hakkında gıyabi tutuklama kararı çıkarttı.

9 Ekim 1978: Ankara Bahçelievler’de 7 TİP üyesi Abdullah Çatlı’nın planladığı bir eylem sonucu, Haluk Kırcı ve ekibi tarafından öldürüldüler.

20 Ekim 1978: İTÜ Elektrik Fakültesi dekanı Bedri Karafakioğlu öldürüldü.

21 Aralık 1978: Kahramanmaraş olaylarında 111 kişi öldü, 1760 kişi yaralandı.

1 Şubat 1979: Milliyet Gazetesi Genel Yayın Yönetmeni Abdi İpekçi İstanbul’da kimliği belirsiz kişilerce açılan ateş sonucu öldürüldü.

20 Kasım 1979: İ.Ü. Siyasal Bilgiler Fakültesi Dekan Yardımcısı Prof. Dr. Ümit Doğanay öldürüldü.

7 Aralık 1979: İ.Ü. İktisat Fakültesi Sosyoloji Kürsüsü Başkanı Cavit Orhan Tütengil öldürüldü.

4 Temmuz 1980: Çorum’da olaylar çıktı. 26 kişi öldü. Solculara ait çok sayıda ev ve işyerleri ateşe verildi.

21 Temmuz 1980: Kemal Türkler İstanbul’da uğradığı silahlı saldırı sonucu öldürüldü.

27 Mayıs 1988: Mehmet Eymür ve Korkut Eken MİT’ten istifa ettiler. 18 Haziran 1988’de yapılan Anavatan Partisi 2. Olağan Kongresi sırasında Kartal Demirağa tarafından Özal’a suikast girişiminde bulunuldu ve elinden yaralandı.

31 Ocak 1990: Muammer Aksoy öldürüldü.

7 Mart 1990: Hürriyet Gazetesi Genel Yayın Yönetmeni Çetin Emeç öldürüldü.

4 Eylül 1990: Eski din adamı ve yazar Turan Dursun öldürüldü.

3 Ekim 1990: Bahriye Üçok öldürüldü.

18 Şubat 1992:2000’e Doğru Dergisi muhabiri Halil Güngen, Yeşil kod adlı Mahmut Yıldırım ve adamları tarafından öldürüldü.

24 Ocak 1993: Gazeteci-yazar Uğur Mumcu arabasına konan bomba ile öldürüldü.

21 Şubat 1993: İnsan Hakları Derneği Elazığ başkanı Avukat Metin Can, ve Dr. Hasan Kaya, Yeşil kod adlı Mahmut Yıldırım ve ekibi tarafından öldürüldüler.

17 Mart 1993: Binbaşı Ahmet Cem Ersever ve 30 kadar arkadaşı ordudaki görevlerinden istifa ettiler.

8 Eylül 1993: Korkut Eken, Emniyet Genel Müdürlüğüne bağlı olarak oluşturulan, Özel Harekat Timlerinin eğitilmesi için geçici kadro ile Başbakanlık’ta görevlendirildi.

20 Eylül 1992: Musa Anter Diyarbakır’da silahlı bir saldırı sonucu öldürüldü. JİTEM Grup Komutanı Emekli Binbaşı Ahmet Cem Ersever’in cesedi Ankara Elmadağ ilçesi yakınlarında Jandarma Bölgesinde bulundu.

15 Ocak 1994: Behçet Cantürk ve şoförü İstanbul Sapanca’da ölü olarak
bulundu.

3 Haziran 1994: Savaş Buldan, Hacı Kıray ve Adnan Yıldırım Bolu yakınlarında ölü olarak bulundular.

3 Aralık 1994: Özgür Ülke gazetesinin Kumkapı’daki merkezi, Cağaloğlu ve Ankara büroları aynı anda yapılan saldırı ile havaya uçuruldu.

12 Mart 1995:İstanbul’da Gazi Mahallesinde dört kahve otomatik silahlar ile tarandı. Alevi kökenli iki kişinin ölmesi üzerine çıkan olaylarda polis ve halk birbiri üzerine ateş etti. İki gün süren çatışmalarda 21 kişi öldü. Gerginlik askeri birliklerin müdahalesi ile yatıştırıldı.

21 Ekim 1999: Ahmet Taner Kışlalı Ankara’da evinin önünde uğradığı bombalı saldırı sonucu öldü.

18 Aralık 2002: Ankara Üniversitesi Dil Tarih Coğrafya Fakültesi’nden Doç. Dr. Necip Hablemitoğlu evinin önünde öldürüldü.

17 Mayıs 2006: Alparslan Arslan adındaki bir avukat, Danıştay 2. Dairesi üyelerinin yaptığı toplantıyı bastı. Danıştay üyesi Mustafa Yücel Özbilgin yaşamını yitirdi
(birgun.net
28/01/2007)

DERIN DEVLETLE İLGİLİ GAZETE PASAJLARI
-Eski Genelkurmay Başkanlarından Emekli Tümgeneral Celil Gürkan 70’li yıllardaki kontrgerilla tartışmaları sırasında şöyle diyordu: "ÖHD’nin müspet düşünen kimseler için varılmak istenen amaç doğrultusunda çalıştığına kani değilim. Çok çarpıtılmıştır."(Milliyet,13 Şubat’78)

-"25 Ocak 1995 günü PKK’nın yayın organı Özgür Ülke Gazetesi, Asker Tahiroğlu (Asker Simko) ve Nazo ya da Lazo lakabıyla bilinen Zeya Nazım isimli kişilerin Kürt işadamlarının öldürülmesine karıştıkları ve Kürt örgütleri ile PKK’nın arasını açmaya çalıştıkları gerekçesiyle ARGK metropol timleri tarafından öldürüldüğünü bildirmiştir.
"28 Ocak 1995 tarihinde Askar Smitko ve Lazım Esmaeili’nin cesetleri, İstanbul/Silivri’de Kerev Deresi içinde, tabanca ile çok sayıda kurşunlanmış, kulakları kesilmiş ve işkence görmüş vaziyette köylüler tarafından bulunmuştur.

-Devlet adına yasadışı bir gizli örgüt kurulunca, yasadışı işlere kaymaması imkansızdır Kontrgerilla uzmanı Talat Turhan’a göre:
’..Bir örgütün kuruluş amacı kutsal olabilir. Ama devlet adına yeraltı örgütü kurarsanız, o sizin elinizden kayar ve yeraltının hertürlü pisliğine bulaşır.."
Susurluk örgütü de devlet adına faydalı işler yapmış olabilir, ama Talat Turhan’ın sözlerinden yola çıkarak, örgütün karanlık işlere kaymış olup olmayacağı düşünülebilir, bunu araştırmalar gösterecektir, ancak anamuhalefet partisi lideri Mesut Yılmaz’ın açıklamaları yabana atılacak gibi değil: "Devlet 8 yıl kadar önce, MİT’e alternatif emniyet içinde bir oluşum yaratmış. Bu, devletin çeşitli işlerini yapmış. İşte kamuoyunda söylenilen Asala liderinin öldürülmesi ve Ermeni anıtının bombalanmasını, bunun yaptığı iddiaları var. Bunlar daha sonra, özellikle son iki yıl şahıslara çalışmaya başlamışlar. Son bir yılda ise siyasilere hizmet etmeye başlamışlar..." diyor Mesut Yılmaz ve ekliyor; "Bugünden sonra, devlet bizim can güvenliğimizi sağlar diye güvenmeyin. Bunlar çok büyük bir örgüt.."
O dönem Güvercinlik denilen bir bölgede merkezlenen emniyet ve asker personel arasında seçilmiş ve ayrıcalıklı personelden oluşan özel bir birim, İpekçi cinayeti ile ilgili suçlanmaktadır!.. Bu birimin birçok toplumsal kışkırtma hareketini organize edip, Abdi İpekçi’yi öldürttüğü yolunda mahkeme kayıtları bulunmaktadır. Suçlanan örgüt, İpekçi’nin peşinde olduğu hain organizasyon ile işbirliği içerisindedir. Bu örgüt karanlık ticaret tarafından finanse edilmektedir. Örgüt, İpekçi cinayetini Bulgaristan’da bulunan, Ortadoğulu bir teröriste işletmiştir!.. Mahkeme zabıtları böyle... Kamuoyu devletten katilleri isteyince Ağca bulundu!.. Ağca, sözü edilen gizli örgütün Kütahya’da kullandığı bir elemanı idi. Mehmet Ali Ağca, bol para vaadi karşılığı cinayeti üstlenmeyi kabul etti. Cezaevinde çok kısa kalacağını ve kaçırılacağını biliyordu!..

-"..22 Temmuz 1990 Pazar günü Milliyet gazetesinde yayınlanan bir mülakat, Çetin Emeç’in kimler tarafından öldürtüldüğünün devlet tarafından bilindiği yolunda bir iddiaya yer vermekte. Bu iddianın (ifşaat da diyebiliriz) sahibi, CHP’nin eski İçişleri Bakanı Hasan Fehmi Güneş. Milliyet iddiayı fazla büyütmekten çekinmiş. "Tatil Sohbeti" başlığı altında yer alan mülakatta Sayın Güneş şunları söylüyor: "Hangi örgüt nereden destekleniyor, nereden korunuyor, nereden donatılıyor, nereden para alıyor, bunlar biliniyor artık. Bu bilgiler devletin elindedir. Biz bunu kendi dönemimizde de biliyorduk, yolumuzu aydınlatacak boyutta ele geçirmiştik. Dosyalar var devlette biliyorduk. O nedenle ’Bunun arkasında kim var, bilmiyorum’ demeye devletin hakkı yoktur. Hala ’Çetin Emeç cinayetinin arkasında kim var, bunu bilmiyoruz’ demeye kimsenin hakkı yoktur." Hasan F. Güneş’in bu sözlerini duyan gazeteci soruyor: "Yani Çetin Emeç’i kimlerin öldürttüğü biliniyor mu?" Cevap: "Tabii biliniyor. Abdi İpekçi cinayetinin arkasında kimin olduğunun da bilinmemesine imkan yoktur. Bunlar bilinmektedir." Soru: "Siz de biliyorsunuz ve devlet sırrı olduğu için söylemiyorsunuz..." Cevap: "Devlet de biliyor. O kadar çok bilgi vardır ki mesele o­nları değerlendirmektir. Telefon konuşmalarına kadar. Kimin kime emir verdiğini bazen emirlerin nakline kadar, elde bilgi vardır. Bunlar mazeret değil artık." (Milliyet, 22 Temmuz 1990)

-ZAMAN, 27 KASIM’90, Kenan Evren şöyle diyor:
"..Kanaatim o ki, Genelkurmay Başkanlığım sırasında, bu teşkilat görevi dışında kullanılmadı. Ama belki bana intikal ettirilmeden bazı yerlerde gayrıresmi olarak teşkilattan kişiler bu işe bulaşmış olabilir. Bunu bilemem.."
-ZAMAN, 28 EYLÜL’92:
"..İnter-Star’da Kırmızı Koltuk programına çıkan Ecevit, kendisine yöneltilen soruları cevapladı. Yazar Musa Anter’in öldürülmesi ile yeniden gündeme gelen kontrgerilla ile ilgili bir soruyu cevaplandıran Ecevit, "Aslında resmen kontrgerilla diye bir şey yok. Özel Harp Dairesi’nin beni çok rahatsız eden bir sivil uzantısı vardı. Bundan hükümetlerin bilgisi dahi yoktur. Ben bunu 1974’de Başbakanken bir rastlantı sonucu öğrendiğim vakit şoke oldum, çok kaygı duydum. Üzerine yürümek istedim fakat hükümetten ayrıldık. 1978’de yeni hükümet kurulur kurulmaz da dönemin Genelkurmay Başkanı Evren’di, çağırarak Özel Harp Dairesi’nin karanlıktaki devletçe ulaşılamayan sivil uzantısının ortadan kaldırılmasını istedim. Bu öylesine gizli ki, kaldırılıp kaldırılmadığını tespit etmek zor. Evren’e sorduğumda kaldırıldığını söyledi. Konu meclisin gündemine gelip enine boyuna incelenmeli, hala bir takım kalıntıları kalmışsa o mutlaka ortadan kaldırılmalıdır. Buna benzer oyunların başka NATO ülkelerinde de olduğu ortaya çıktı" şeklinde konuştu. Yani 1980’den sonraki gelişmelerden çıkarılan sonuca göre ’kaldırılmamış’ olabileceğini açıkladı..."
-Taksim olaylarının, 1977 seçimleri öncesinde "muhalefeti toplantı yapamaz ve halkı toplantılara katılamaz hale getirebilmek amacını güdüyor olabileceğini" vurgulayan Ecevit, kendisine 29 Mayıs 1977 tarihinde İzmir’de yapılan suikast girişimi ile ilgili olarak da şunları anlattı:
"Arkadaşımız Mehmet İsvan’ı yaralayan silah, anlaşıldı ki balistikte çalışan uzmanların da görmediği, varlığından haberdar olmadığı son derece tehlikeli bir füze. Bacağının, dizkapağının içinde parçalanmış arkadaşımızın vücudunu zehirliyor. O füzenin parçalarını çıkarttı doktorlar. Bazı emniyet görevlileri ısrarla o parçaları doktorlardan almak istediler. Ama doktorlar vermemişler.
Anlaşıldı ki güya bizi korumakla görevli bir polis, otobüsün yanı başında, o­nun silahından çıktı. Bizlerin ısrarlı takibi ve balistikte çalışan arkadaşların objektif çalışmaları sonunda ortaya çıktı.
"



 
     Related Links
· More about Güncel
· News by 3


Most read story about Güncel:
Bay Küçük ve Kürtler üzerine tezleri


     Article Rating
Average Score: 1
Votes: 1


Please take a second and vote for this article:

Excellent
Very Good
Good
Regular
Bad


     Options

 Printer Friendly Printer Friendly


Sorry, Comments are not available for this article.





Lekolin
Page Generation: 0.04 Seconds